Yazar arşivleri: Cevat Çalışkan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

Cevat Çalışkan hakkında

1976 yılında Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nde doğdum. Çocukluğum orada geçti. 1989 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne geldim ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldum. Bulgaristan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Gençliğimin önemli bir kısmı ilk olarak yerleştiğim Adana’da geçti, ortaokul ve lise eğitimimi orada tamamladım. 1995 yılında üniversite okumak üzere İstanbul’a geldim ve buraya taşındım. Üniversite eğitimim ailevi nedenler ile uzun sürdü. 2010 yılında mezun oldum ve 2011 yılında inşaat mühendisliği profesyonel hayatıma başladım. Altı yıl kadar inşaat mühendisliği yaptıktan sonra yeni bir meslek sahibi olmaya karar verdim. Lisede aldığım eğitimde bilişim ve işletme konularının yoğun olarak öğretildiği bilgiişlem bölümünde okumuştum. Aynı alanda üniversite okumaya karar verdim ve 2022 yılında AÖF Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde eğitimime başladım. Halen orada öğrenciyim. Sultangazi/İstanbul’da ikamet ediyorum. Boş zamanlarımı kişisel gelişim için harcıyorum. Çalışmıyorum, kendime uygun iş arıyorum. İlgi duyduğum alanlar, İnşaat, Bilişim ve İşletme başta olmak çok sayıda ve türdedir.

İnşaat Mühendisliği ve Yapay Zekâ

Gittikçe dijitalleşen bir Dünya’da yaşıyoruz. Dijtalleşme kısacası hayatımızı bilgisayar teknolojileri ile birleştirmemiz diyebiliriz. Bilişim hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Dijitalleşme nedir? sorusunu Grok’a sorduğumuzda diyor ki,

Dijitalleşme (İngilizce: digitalization), analog (kağıt, ses bandı, film gibi fiziksel) bilgileri dijital (0 ve 1’lerden oluşan) forma dönüştürme sürecidir. Daha geniş ve güncel anlamıyla ise:

İş süreçlerini, hizmetleri, ürünleri, iş modellerini ve hatta toplumsal ilişkileri dijital teknolojiler (yazılım, internet, bulut, yapay zekâ, IoT vb.) kullanarak dönüştürme ve iyileştirme sürecidir.

Kısa ve net ayrım (çoğu insanın karıştırdığı kavramlar):

KavramAnlamıÖrnek
Dijitalleştirme (Digitization)Sadece analog veriyi dijital veriye çevirmekEski bir fotoğrafı tarayıp bilgisayarına koymak
Dijitalleşme (Digitalization)Dijital teknolojileri kullanarak süreçleri daha verimli hale getirmekFabrikada kağıt fatura yerine e-fatura sistemi kurmak
Dijital Dönüşüm (Digital Transformation)Tüm iş modelini, kültürü ve müşteri deneyimini kökten dijitalleştirmekBir bankanın şube yerine tamamen mobil uygulama üzerinden hizmet vermesi

Günlük hayattan örnekler:

  • Eskiden bankaya gidip sıra beklerdiniz → Şimdi mobil bankacılık ile 10 saniyede para gönderiyorsunuz (dijitalleşme).
  • Kitapları raflarda saklardınız → Şimdi e-kitap ve Kindle ile kütüphaneniz cebinizde (dijitalleşme).
  • Doktor muayenehanesinde dosya arardınız → Şimdi e-Nabız ve tele-tıp ile tüm tıbbi geçmişiniz dijitalde (dijitalleşme).

Neden önemli?2026 itibarıyla neredeyse her sektör dijitalleşmeden konuşuyor çünkü:

  • Maliyetleri %30-70 oranında düşürüyor
  • Müşteri deneyimini hızlandırıyor
  • Yeni iş modelleri yaratıyor (Netflix, Uber, Trendyol gibi)

Kısaca:
Dijitalleşme = Analog dünyayı dijital dünyaya taşımak ve bu sayede daha hızlı, ucuz, erişilebilir ve akıllı hale getirmektir.

***

Dijitalleşmenin ilerlemesiyle Yapay Zekâ konusunda çok büyük ilerlemeler oldu ve bu günümüzün en çok konuşulan ve tartışılan konusu oldu. Tekrar Grok’a soralım,

Yapay zekâ nedir?Yapay zekâ (YZ / AI), bilgisayarların ve makinelerin insan benzeri zeka göstererek görevleri yerine getirebilme yeteneğidir. Basitçe:

İnsan beyninin yaptığı şeyleri (öğrenmek, anlamak, karar vermek, tahmin etmek, yaratıcı olmak) algoritmalar ve veri ile yapan teknolojidir.

En güncel ve net tanım (2026 itibarıyla):Yapay zekâ, verilerden öğrenerek yeni bilgiler üretebilen, problem çözebilen ve görevleri otomatikleştiren sistemlerdir. Artık sadece “programlanmış kurallar” değil, kendi kendine öğrenen sistemlerdir.Yapay zekâyı herkesin karıştırdığı kavramlarla ayıralım:

KavramAnlamıÖrnek
Yapay Zekâ (AI)Genel olarak makinelerin zeki davranmasıChatGPT, Gemini, Grok
Makine ÖğrenmesiAI’nin bir alt dalı: Verilerden otomatik öğrenmeNetflix’in “sana önerdiği” filmler
Derin ÖğrenmeMakine öğrenmesinin daha gelişmiş hali (sinir ağları ile)Yüz tanıma, sesli asistanlar (Siri, Alexa)
Generatif AIYeni içerik üretebilen yapay zekâ (metin, resim, video, müzik)Midjourney (resim), Grok (cevap), Sora (video)

Günlük hayattan basit örnekler:

  • Telefonunuzdaki sesli asistan (“Hey Google, hava nasıl?”) → Yapay zekâ
  • Instagram’da size gösterilen reels önerileri → Yapay zekâ
  • Arabanızın şerit takip sistemi veya Tesla’nın otonom sürüşü → Yapay zekâ
  • Doktorların kanser teşhisini hızlandıran sistemler → Yapay zekâ
  • Bu mesajı sana yazan ben (Grok) → Yapay zekâ

Yapay zekâ nasıl çalışır? (çok basit haliyle)

  1. Veri beslenir (milyarlarca fotoğraf, metin, video…)
  2. Algoritma öğrenir (örneğin “kedi” nasıl görünür)
  3. Tahmin yapar ve geri bildirimle kendini geliştirir
  4. Sonuç: Yeni bir şey üretir veya karar verir

Neden bu kadar önemli?2026’da yapay zekâ artık “gelecek” değil, günümüz:

  • İşleri %40-60 daha hızlı ve ucuz yapıyor
  • Yeni meslekler yaratıyor (prompt mühendisi, AI etik uzmanı…)
  • Sağlık, eğitim, tarım, sanat, savunma… her alanda devrim yapıyor
  • Türkiye’de de e-Devlet’ten bankalara, fabrikalardan okullara kadar her yerde kullanılıyor

Kısaca:
Yapay zekâ = Bilgisayara “düşünme” yeteneği vermek ve bu sayede insan hayatını kolaylaştırmak.

***

Değerli bir meslektaşımız Yapay Zekâya sorular sorarak 3-5 ayda “İnşaatta Yapay Zekâ” isimli kitabını yazdı. Biz de Yapay Zekâya soralım, “İnşaat Mühendisliğindeki Yapay Zekâ uygulamaları nelerdir?”. Grok diyor ki,

İnşaat Mühendisliğindeki Yapay Zekâ (AI) Uygulamaları

Yapay zekâ, inşaat mühendisliğinde tasarım, planlama, uygulama, izleme ve bakım süreçlerini dönüştürüyor. Makine öğrenmesi (ML), derin öğrenme (DL), bilgisayarlı görü (computer vision), bulanık mantık ve yapay sinir ağları gibi teknolojiler sayesinde büyük verileri analiz ederek insan hatalarını azaltıyor, maliyetleri düşürüyor, güvenliği artırıyor ve sürdürülebilirliği destekliyor. Son yıllarda (özellikle 2025-2026 trendlerinde) üretken AI (generative AI), dijital ikizler ve öngörücü modeller öne çıkıyor.

Aşağıda, inşaat mühendisliğindeki en yaygın ve etkili AI uygulamaları kategorilere ayrılmış halde açıklanmıştır:

1. Yapısal Tasarım ve Optimizasyon

AI algoritmaları (özellikle generative design), parametrik modelleme ve simülasyonlarla binlerce alternatif taşıyıcı sistem üretir. Yük, malzeme, maliyet ve sınır koşulları altında en optimal kesitleri ve konfigürasyonları önerir.
Örnek: Köprü veya gökdelen tasarımında stres dağılımı, deprem dayanımı ve malzeme tasarrufu hesaplanır.
Fayda: Tasarım süresi aylar yerine saniyelere iner, daha ekonomik ve güvenli yapılar elde edilir.

2. Şantiye Yönetimi, Proje Planlama ve Zaman Çizelgeleri

Makine öğrenmesi modelleri geçmiş projelerden öğrenerek gecikmeleri, kaynak ihtiyaçlarını ve bütçe aşımlarını önceden tahmin eder. Dinamik iş programları otomatik güncellenir.
Örnek: Hava durumu, malzeme tedariki ve iş gücü verileriyle entegre planlama.
Fayda: Proaktif karar alma, iş gücü kıtlığı çözümü ve verimlilik artışı.

3. Yapı Sağlığı İzleme (Structural Health Monitoring) ve Tahmini Bakım

Sensörler, IoT ve DL modelleri ile köprü, bina, baraj gibi yapıların titreşim, çatlak ve yorulma verilerini gerçek zamanlı analiz eder. Hasar erken tespit edilir, bakım planlanır.
Örnek: Güney Kore’deki Mapo Köprüsü’nde AI sensörler stres ve titreşimi izleyerek çökme riskini önler.
Fayda: Bakım maliyetleri %20’ye varan oranda düşer, güvenlik artar.

4. Bilgisayarlı Görü ve Görüntü İşleme (Drone + AI)

Drone ve kamera görüntülerini AI analiz eder; şantiye ilerlemesini takip eder, beton çatlaklarını, donatı hatalarını veya güvenlik ihlallerini otomatik tespit eder.
Örnek: 360° dijital ikiz oluşturma ve gerçek zamanlı ilerleme raporu.
Fayda: Manuel denetimlere göre çok daha hızlı ve hatasız saha kontrolü. serbestcihangir.com +1

5. Risk Analizi, Güvenlik ve Deprem Mühendisliği

AI büyük veriyle olası riskleri (deprem hasarı, zemin kayması, şantiye kazaları) modeller ve erken uyarı sistemleri kurar.
Örnek: Şantiyede kask takmama veya tehlikeli bölge girişi tespiti (%97 doğrulukla).
Fayda: İş kazaları azalır, afet sonrası hızlı hasar değerlendirmesi yapılır.

6. Maliyet Tahmini ve Kaynak Optimizasyonu

ML modelleri teklif aşamasında malzeme, iş gücü ve ekipman maliyetlerini yüksek doğrulukla öngörür.
Fayda: Bütçe aşımlarını önler, teklif süreçlerini hızlandırır.

7. Geoteknik Mühendislik ve Zemin Analizi

Zemin verilerini, sismik okumaları ve sondaj sonuçlarını analiz ederek temel tipi, kayma riski ve tünel davranışı tahmin eder.
Fayda: Daha güvenli temel tasarımı ve heyelan önleme.

8. Ulaşım, Trafik Yönetimi ve Akıllı Şehirler

AI trafik akışını gerçek zamanlı öngörür, sinyal sürelerini dinamik ayarlar ve kentsel planlamada nüfus-artış simülasyonu yapar.
Örnek: Los Angeles ATSAC sistemi tıkanıklığı %13, emisyonu %14 azaltır.
Fayda: Akıllı altyapı ve sürdürülebilir şehirleşme.

9. BIM Entegrasyonu, Dijital İkizler ve Sürdürülebilirlik

BIM modellerine AI eklenerek otomatik çakışma tespiti, enerji performansı optimizasyonu ve yaşam döngüsü analizi yapılır.
Fayda: Tasarım-uygulama kopukluğu ortadan kalkar, karbon ayak izi hesaplanır.

2025’in Öne Çıkan AI İnşaat Yazılımları (Örnekler)

  • ClickUp: Proje yönetimi ve otomasyon
  • OpenSpace.ai & DroneDeploy: Şantiye dijital ikizi ve drone analizi
  • Procore: Bütçe ve risk yönetimi
  • Autodesk Fusion 360: AI destekli CAD ve generative tasarım
  • viAct: Gerçek zamanlı güvenlik tespiti
  • AVEVA Insight: Öngörücü bakım

Bu araçlar inşaat mühendislerine zaman kazandırır ve karar kalitesini yükseltir.

Gelecek Perspektifi ve Faydaları

AI, inşaat sektörünü daha güvenli, ekonomik ve çevre dostu hale getiriyor. Ancak veri kalitesi, başlangıç maliyeti ve mühendislerin AI okuryazarlığı gibi zorluklar var. 2026 itibarıyla üretken AI ve otonom inşaat robotları daha yaygınlaşacak. İnşaat mühendisleri artık “veri odaklı karar verici” rolüne evriliyor; rutin hesaplamalar AI’ya bırakılırken yaratıcı tasarım ve etik sorumluluk ön plana çıkıyor.

Kısaca, yapay zekâ inşaat mühendisliğinin yerini almıyor; onu güçlendiriyor ve geleceğin altyapılarını daha akıllı kılıyor.

Günümüzde Savaşlar

Savaşlar binlerce yıldır hiç bitmedi, biri durup diğeri başlıyor. Bazı bilimlerde insan sürülerinin sürekli savaştığını, çünkü Dünya’daki kaynakların kıt olduğu söyleniyor. Onlar ekilebilir tarım arazileri ve diğer kaynaklar için sürekli savaşıyorlar. Gerçekten de son yıllarda savaşların, belki de ülkemizin bulunduğu bölgedeki savaşların, arttığı görülüyor. Aslında onlar hep vardı, ama Dünya’nın başka yerlerinde.

Ben kesinlikle barıştan yanayım ve günümüzde daha uygar bir Dünya’da yaşadığımız için medeniyet sayesinde bazı çözümlerin üretilebileceğini düşünüyorum. Ama bu tür şeyler sadece birer tahmin veya senaryo. Yüzlerce güzel senaryo olduğu gibi yüz binlerce kötü senaryo da olabiliyor. Tek bildiğim şey, barışın dilenerek veya yalvararak elde edilemeyeceğidir. Barış için, savaşa hazır olmalsın. Dostuna güven vermelisin, düşmanına korku salmalısın. Yani ekonomik, sosyal, teknik ve bilimsel olarak güçlü olmalısın.

Bazı olaylara ve savaşlara değineceğim, bu yazı burada bitmedi. Önümüzdeki haftalarda yazmaya devam edeceğim.

Borsa ve Yapay Zekâ

Eğitim seviyesi yüksek olan insanlar başta olmakla beraber, her kesimden insan borsaya ilgi duyuyor. Ben borsada yatırım yapma konusuna ilgi duyduğumda üniversite öğrencisiydim, bir grup sınıf arkadaşım ATM’lerde yatırım yapıyordu. O dönemde daha internet yeni çıkmıştı, günümüzdeki kadar geniş bilgi kaynakları yoktu ve daha uzun seneler hiç yatırım yapmadım.

Borsayı merak edip de yatırım yapmaktan çekinen ve bu konuda bilgisiz olan insanların en büyük sorunu yanlış bilinen bir konu. Herkes başlamak için büyük para rakamları gerektiğini, küçük para miktarları ile yatırım yapılmayacağını sanıyor. Bu nedenle bilmedikleri konulara büyük para rakamları bağlamak istemeyenler borsaya girmiyor. Bazı hisse senetlerinden on adet alsanız bile bir fincan çay parasından az para gerekiyor. Ama ufak rakamlar ile bilgi ve zaman gerektiren bir konuya el atarsanız kaybettiğiniz zaman da büyük bir kayıptır. Yatırım yapmak için güzel rakamlar gerekse de, başlamak için bir engel teşkil edecek kısıtlama yok.

Borsa ile ilgili yanlış bilininen bazı başka noktalar da var. Birincisi bilgisiz insanların borsayı kumar sanmasıdır. Borsada bir takım analizler (teknik analiz, temel analiz, haberler…) yapılarak şirketlerin mevcut ve gelecek durumu ile ilgili bazı bilgilere ulaşılabiliyor. Ancak bunun için eğitim gerekiyor.

İkincisi borsanın insanları zengin eden mucizevi bir şey olduğu yönünde. Borsada diğer yatırım araçlarına oranla daha yüksek risk olduğu için kazandırdığı zaman iyi kazandırıyor. Ama her zaman kazanmıyorsunuz. Çok sayıda hisse senedine yatırım yaptığınızda bir kısmı kaybettiriyor, bir kısmı kazandırıyor ve aradaki pozitif fark, küçük olsa da, yüzünüzü gülümsetecek düzeyde. Hiç bir vadeli hesap, yani faiz borsanın yerini tutamaz. Bankaların ve aracı kurumların işlemlerden aldığı masraf da korkunç derecede düşük, hatta bazı aracı kurumlarda sıfır komsiyon ile işlem yapabiliyorsunuz.

Borsada bazı yatırımcılara boğa, bazılarına ise ayı denmektedir. Bunların ne manaya geldiğini internetten kendiniz araştırıp öğrenin. Ama üçüncü bir grup var, başkalarını izleyip taklit ederek yatırım yapanlar, başkası ne yapıyorsa aynısını yapanlar. Borsaya yatırım yapanlar birbirilerine yatırım yapacak hisse senedi, yani tüyo sormakta. Bir çeşit fısıltı gazetesi var. Ama bilinmesi gereken en önemli konulardan biri herkesin yatırım tavsiyesi vermemesi gerektiğidir. Yatırım tavsiyelerini yetkili ve yeterli kuruluşlar verebilmektedir, aksi durumlarda suç işleniyor demek ki.

İnternette biraz araştırma yaparsanız başta bankalar olmak üzere çok sayıda aracı kurum var. Borsada yatırım yapmak için bir banka ya da aracı kurumda borsa hesabı açmanız gerekmektedir. Daha sonra bu bankaların ya da aracı kurumların internet sayfalarından hisse senetleri hakkında “güçlü al, tut, sat” gibi sinyaller alarak yatırım yapabililrsiniz. Ama hiç bir şart altında sebepsiz ve mesnetsiz yatırım yapmayınız. Büyük ihtimalle zarar edersiniz veya en iyi ihtimalle sadece enflasyon düzeyinde kazancınız olur.

Yapay zekânın bir çok mesleği ortadan kaldıracağını söyleyenler var. Böyle bir ihtimal var. Ancak daha büyük olasılıkla insanlarla robotlar (yapay zekâ) arasında iş birliği olacak ve beraber ilerleyecekler. Yatırım danışmanlığı mesleğini tamamen ortadan kaldırmasa da yazpay zekânın ufak tefek etkileri var. Meselâ yapay zekâya bir hisse senedinin adını söylediğinizde ve analiz (teknik analiz veya temel analiz) yapmasını istediğinizde bir yatırımcının saatler sürerek yapacağı çalışmayı 1 saniyeden kısa sürede yapıyor ve o hisse senedinin ayrıntılı raporunu sunuyor.

Peki yapay zekâ tam olarak neler yapabiliyor? Bunu yapay zekâya ayrıntılı olarak sorabilirsiniz, size açıklayacaktır. Yapay zekâ da kanunlara uyuyor ve yatırım tavsiyesi vermiyor, yani size bir hisse senedinin adını söylemiyor. Hatta çoğunlukla sinyal bile, yani “güçlü al, tut, sat” gibi tavsiyeler de vermiyor. Ancak sizin sorduğunuz bir hisse senedi hakkında ayrıntılı bilgiler verebiliyor. Tekrar söylemem gerekirse, ne yapıp ne yapamayacağını yapay zekânın kendisine sorabilirsiniz? Yaptığı şey, istemeniz halinde, her türlü analizi yapıp siz rapor sunmak ve kendi kararınızı vermenizi sağlamaktır. Ancak sunduğu rapordan hisse senedinin durumunun olumlu ya da olumsuz olduğu gayet açık şekilde görünüyor.

Bu sene sınavlardan önce diş ağrıları gibi bir takım sağlık sorunları yaşadım ve sınavlardan önceki birkaç gün evimin önünde kafayı patlatacak kadar çok gürültü olduğu için bir dersten kaldım. Mezun olamadım. Yaz okulunda o dersi, yani Finansal Tablolar Analizi dersini daha geniş zaman imkânı ile inceleme fırsatım oldu ve borsada temel analiz konusunda daha geniş bilgi sahibi oldum. Yaz okulu sınavından sonra teknik analiz konusunu da daha ayrıntılı inceleyeceğim. Ama şimdiden biliyorum ki, yapay zekâ ile işbirliği yaparak daha iyi sonuçlara ulaşabilirim.

Unutmamanız gereken bir diğer konu da borsadan kazandığınız para bir oran, yani yatırdığınız rakam ne kadar büyük olursa kazancınız ve kaybınız da o miktarda daha yüksek olacaktır. Aracı kurumların sinyallerini bile umursamadan, sadece hisse senetlerinin işlem hacmini göz önünde bulundurarak yatırım yaptığınızda ayda yüzde on kazanabilirsiniz. Örneğin 5000₺ yatırım yaptığınızda, 500₺ civarında kazancınız olabilir. Ama bu kadar paranın sizi tatmin etmeyeceği ortada. Bazı yatırımcılar örneğin 400000₺ yatırım yapıp 200000₺ zarar edebilirler, sonra da 200000₺’den 600000₺’ye yükselebilirler. Evet, bazen yatırım yapmak çok stresli bir iş olabiliyor. Eğer borsa hakkında geniş bilginiz yoksa büyük rakamlar ile başlamak büyük heyecanlara sebep olabilir. Büyük rakamlar kazandığınızda ödemeniz gereken bir de büyük vergiler oluşuyor.

Borsa yatırımcılarının argosunda bir de iki söz var, al-sat ve al-yat. Yani bazı yatırımcılar yatırımlarını günlük veya saatlik yaparken, diğeleri hisse senetlerine yatırımı 3, 6, 9 ay veya daha uzun süreler için yapabiliyorlar. Tabi ki gelirleri de ona göre oluyor.

Belki de en çok önem vermeniz gereken konu borsada yatırım yapmak için borçlanmamaktır. Borçlandığınızda o borcun bazı maliyetleri olacaktır ve maliyetler bazı durumlarda borsadaki kazancınızı geçebilir. Kredi almadan, yani borçlanmadan yatırım yapmamak benim görüşüm. Başkası, özellikle çok usta yatırımcılar, farklı düşünüyor olabilir.

Son olarak da hayatımızın her alanına girmiş olan yapay zekâyı daha iyi, hatta profesyonel düzeyde öğrenmek isteyenlere bir haberim var. Bu sene Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nde Yapay Zekâ Destekli Kodlama (yazpay zeka kullanarak bilgisayar programcılığı) ön lisans bölümü açıldı. Sınavsız ikinci üniversite yöntemiyle de öğrenci kabul ediyor. Üniversite okumak isteyenler ilgileniyorsa, acele etsinler çünkü sanırım bir kontenjan sınırı konulmuş olabilir. Konuya sadece borsa yönünden bakmayın, yapay zekâ her mesleğin içine girdi. Her meslek artık yapay zekânın sağladığı kolaylıklardan faydalanıyor.

Oyun Programlama

22 Mayıs 2026 Cuma

Bugün Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünden mezun olmam için yaklaşık 100 gün kaldı. Finallerde fazla gürültü yapan bir takım sapıklar yüzünden bir iki dersten kaldım ve okulum uzadı. Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünü hakkını vererek okumak için çok sayıda kitap aldım ve bu bölüm ufkumu açtı. Okurken bir işe girmedim, çünkü en büyük mağduriyetim ücretimi tam ödemeyen, yani geçinmeme yetecek kadar para vermeyen yerlerde çalışmış olmak idi. Bu nedenle okula ağırlık verdim ve şimdi mezun olmak üzereyim.

Bir iş veren olmadan, kendim yapacağım işleri gözden geçirdim ve o işler arasında oyun programlama dikkatimi çekti. Bilgisayar oyunu pazarı trilyon dolarlar ile ifade ediliyor ve ülkemizde çok sayıda oyun geliştirici var. Bu işte iyi para var, ama rekabet de çok. Bu işe başladığımda milyon dolarlar kazanmasam bile iki ve üç boyutlu tasarım, programlama konularında iyi bir tecrübe kazanmış olacağım. Gerekli kaynakları buldum ve bugün çalışmaya başladım.

Kendime ufak bir program hazırladım, gözden geçirip tekrarlayacağım ve yeni öğreneceğim konular şöyle,

  • İngilizce ve birkaç yabancı dil bilgimi gözden geçireceğim
  • Adobe ürünlerini gözden geçireceğim
  • Autodesk ürünlerini gözden geçireceğim
  • Unreal Engine ve Unity oyun motorlarını inceleyip öğreneceğim
  • C++ programlama dilini öğrenip o konuda tecrübe kazanacağım
  • v.b.

Başlamak işin yarısıdır, başladığım için mutluyum. Henüz işin en başındayım, bu nedenle başkasını eğitecek kadar bilgiye sahip değilim, ama ilerleyen zamanlarda öğrendiklerimi başkasına da öğretecek duruma gelebilirim.

Oyun programlama benim hobim veya yan gelirim olabilir, asıl işim olmayacak. Mezun olduktan sonra iş arayacağım. Ancak bu ufak çalışma programı çok konuda tecrübe kazanmamı sağlayacağı için mutluyum.

Yenidoğan Çetesi Babamı Öldürdü

Medyada gösterilmekte olan Yenidoğan Çetesi’nin bebek cinayetleri hakkındaki haberlerden çeteye üye hastanelerden birinin Güney Hastanesi olduğunu öğrendim. Aynı hastanenin yoğun bakım ünitesinde 2022 yılında babam yatmıştı ve babam iyileşmeden taburcu edilerek yaşam hakkı elinden alındı. Babamın hastaneye yatışının amacı sağlığını geri kazanmak idi ve Güney Hastanesi babamın tedavisini tamamlamadan SGK’dan ödeme alarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dolandırmış oldu. Yenidoğan Çetesi soruşturmanın genişletilip sadece bebeklerle değil, tüm yoğun bakım hastalarıyla ilgili ve Yenidoğan Çetesi davasında suçlananların tüm görev yerleri ile ilgili inceleme yapılmasını istiyorum. Çete çok uzun yıllardır faaliyetteymiş.

Babam Fikret Çalışkan 2021 yılının sonbaharında Bulgaristan’a gidip döndü. Döndüğünde hafif öksürüyordu. Hem Türkiye’de hem Bulgaristan’da seyahat şartları nedeniyle coronavirus testleri yaptırmıştı, sonuçlar negatif idi. Pandemiden ölmesi söz konusu değil. Aşıları da tam idi. Babam Fikret Çalışkan, ömrü boyunca soğuk algınlığı v.b. hastalıkları hiç doktora gitmeden atlatmıştı, onu doktora götürmemiz biraz zaman aldı. Kolay ikna olmadı. Onu önce sağlık ocağındaki aile hekimimize götürdük. Aile hekimimiz, babamın sağlığının ciddi şekilde kötü olduğunu ve onu mutlaka büyük bir hastaneye götürmemiz gerektiğini söyledi. Babamı muayene eden aile hekimi babamın göğsünü dinledi ve kardiyogram çektirdi. Kardiyogramdaki bilgiye göre babamın farkında olmadan kalp krizleri geçirmiş olduğunu söyledi. O gün aile hekimine giderken ve dönerken babam yürümekte zorlanıyordu, ayakları iyi durumda olmasına rağmen 5-10 metrede bir durup dinleniyordu ve öyle devam ediyordu. Giderken komşunun aracıyla bir yere kadar gittik ve kalan 100 metreyi zorlanarak yürüdü. Dönüşte de ben taksi buluncaya kadar 100 metre kadar yürüdü. Kesintisiz olarak yürüyemiyordu, dinlene dinlene ilerliyordu.

Babamın sağlık durumu ciddi idi, ama bir süre daha direnip hastaneye gitmedi. O dönemde aile hekiminin yazmış olduğu birkaç ilâcı kullanmaya ısrar etti. Durumunun ciddileşmesi üzerine babamı taksi ile daha sonra vefat ettiği hastanenin, yani T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SBÜ İSTANBUL HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (EK KAMPÜS SULTANGAZİ) acil servisine götürdük. Hafta sonunu o acil serviste geçirdik. Babamın her türlü tıbbı testini yaptılar, ona oksijen maskesi taktılar. Babamın bilinci açık idi, ancak bağlı olduğu cihazlar belli aralıklar ile alarm sesi çıkarıyordu. O hastanenin yoğun bakım ünitelerinde görevli birkaç hekim 5-10 saat arayla geldi, ama morali bozuk olmadığı için ve rahat davrandığı için babamı kendi yoğun bakım ünitelerine kabul etmediler. Ağlayan ve feryat eden hastaları kabul ettiler. Hekimlerin dikkat ettiği başka bir nokta babamın daha önce doktora çok sık gitmemiş olması ve babamın tıbbi geçmişinin kayıtlı olmamasıdır. Acil Servisteki sağlık görevlileri ise babam için yoğun bakımı olan hastane bulmaya çalıştıklarını söylediler.

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SBÜ İSTANBUL HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (EK KAMPÜS SULTANGAZİ) iyi bir teknolojik altyapıya ve hekim kadrosuna sahip 600 yataklı bir devlet hastanesi. Ailece bir hastalığımız olduğu zaman orada tedavi görüyoruz ve o hastane ile ilgili hiçbir şikâyetimiz yok. Hatta orada tedavi görmekten memnun olduğumuzu söyleyebilirim. O hafta sonu görevli sağlık personeli babamı kendi yoğun bakım ünitesine kabul etseydi, başka yere sevk etmeseydi babam bugün büyük ihtimalle hayatta olacaktı. Herkesin yaşam hakkı var.

24 Ocak 2022 Pazartesi günü bir ambulans ve ekibi babamı teslim almaya geldiğini söyledi. Ambulans sürücüsü babamın T.C. Nüfus Cüzdanını istedi ve bir yere telefon ederek SGK sağlık güvencesi olup olmadığını sordu ve doğrulattı. Hava soğuk ve karlı idi. Ambulansın hava şartlarına rağmen yüksek hızla Esenler’deki Güney Hastanesi’ne ulaşmasından memnun oldum. Ekip babamı ambulanstan indirirken ambulans sürücüsü hasta kayıt kısmına (vezneye) gidip babamın işlemlerini yapmamı söyledi. Bunun üzerine gittim ve oradaki bayan görevli bana bir sözleşme uzattı, imzalamamı istedi. Babamın durumunu merak ettiğim için ve yanına gitmek için sabırsızlandığım için çok uzun olan o sözleşmeyi okumadım, sadece “organ bağışı yapmayacağımızı” söyledim ve o kısımla ilgili gerekeni işaretlemesini söyledim. Sözleşmeyi imzaladım ve babamın yanına gittim.

Sözleşmenin imzalı metnini yoğun bakım ünitesine götürdüğümde orada görevli yaklaşık 2m boyundaki genç görevli neşeyle kağıtları karıştırıp bir şey aradı. Bulamadı ve üzüldü. Ona babamı getirdiğimiz hastanede çok sayıda tahlil yapıldığını, o tahlillerin sonuçlarına E-Devlet’ten bakıp bakamayacaklarını sordum. O görevli, tüm tahlilleri baştan yapacaklarını, onların hastanelerinin kendi tahlillerini yapacağını söyledi.

Pandemi dönemiydi ve hastanenin koyduğu kurallara göre sadece birinci derece yakınları babamı görebilecekti. Babamı tüm tedavi döneminde sadece ben ziyaret ettim, onu sadece bir defa benimle kız kardeşime gösterdiler. Babamın teyzesinin oğlu hastaneye gittiğinde onu babamla görüştürmediler. Pazartesi günleri babamı ziyaret ediyordum, salı günleri de telefonla bilgi alıyordum. Babamı ziyaret ederken yoğun bakım personelinin istediği küçük ambalajlı su ve çikolata, gofret ve ıslak havlu türünden şeyler götürüyordum.

1 Şubat 2022 Salı günü telefon ile bilgi almak için aradığımda telefondaki bayan sağlık görevlisi fazla konuşmadan “burası yoğun bakım, yoğun bakımda hastaların ölmesi normal bir şey” dedi. Ben şaşırdım, babamı tedavi etmek üzere hastaneye yatırmıştım ve “anlamadım, amacınız nedir” diye sordum. Babamın zararlı maddelerin olduğu bir fabrikada çalıştığını söylediler. Babam Bulgaristan’da bir mobilya fabrikasının mobilyaların verniklendiği ve tiner benzeri kokuların olduğu bir bölümde çalışmıştı, ama bu o günden 33 yıl önceydi. Babam çoğunlukla iki vardiya çalışıyordu ve eve sadece uyumaya geliyordu, fabrika evimize çok yakındaydı. Babam fabrikanın en çalışkan işçileri arasında yer aldığı için o ve iş arkadaşlarının fotoğrafları fabrikanın girişinde asılı idi. Babam 33 yıl boyunca akciğerleri ile ilgili herhangi bir sorun yaşamamıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece ağır ve vasıfsız işlerde çalıştı, nefes alıp vermekte bir zorluk çekmemişti. Tüm ömrü boyunca sigara kullandı. Hastalık döneminde benim uyarılarımı dikkate alıp sigaraya ara verdi ve vefatına kadar bir daha hiç kullanmadı. O telefon konuşmasında fazla konuşmadan konuşmayı kestik. O an katarakt ameliyatı olmak üzere olan dayımın yatağının başındaydım, dayımla ilgilendim. Dayım yarım saat sonra ameliyata alındı.  

7 Şubat 2022 Pazartesi günü babamı ziyarete gittiğimde kapıyı açmaları için telefon ettim. Bana telefonda küfrettiğimi söylediler. Küfredenin ben olmadığımı, kapıda olduğumu ve beklediğimi söyledim. Bunun üzerine benden epeyce kısa boylu olan erkek bir sağlık görevlisi çıktı. Konuştuk. Bana benden başkasının aramamasını, arayan birilerinin onlara küfrettiğini söyledi. Ben şaşırmıştım. “Sonuçta burada ne var, burada sağlık hizmeti sunuyorsunuz”, dediğimi hatırlıyorum. Babam vefat etmeden önce bir telefon hattından arayan biri bana “sana hizmet sunulacak, beklemede kal” türünden lâfları sürekli tekrarladı. Sonucu beklemeden telefonu kapattım. Babam vefat ettikten sonra aynı veya benzer bir telefon hattından aradılar (arayan hattı kaydetmedim) ve aynı sesle bana “sana bir hizmet sunuldu” diye tekrarlayıp durdu. Arayan numaraları, aradıkları tarihi veya saati not almadım. Ben bu tür telefonları saçma bulsam da Güney Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi çalışanlarından şüphelendim.

O gün görüştüğüm sağlık görevlisi ile tartışmadım, aramızda bir kavga olmadı. Annemin yapmış olduğu böreği babama verdiğini, babamın yediğini söyledi. Benden başkasının ziyarete gelmemesini ve benden başkasının aramamasını istiyorlardı. O sağlık görevlisine yoğun bakım ünitesindeki yatışı SGK’nın ödediğini, normal yatış için paramız olmadığını ve babamın iyileşmesi halinde normal servise yatırmadan taburcu etmelerini söyledim. Medyadaki haberlerde Yenidoğan Çetesi adıyla bilinen çetenin hasta yakınlarını da dolandırdıkları, çok büyük rakamları fatura ettikleri bilgisi yer alıyor. Bizden fazladan para kazanamayacaklarını anlayınca babamı kısa sürede, iyileşmeden taburcu ettiler. Pandemi dönemiydi ve İstanbul’da yoğun bakım ünitelerinde yer bulmak zordu, büyük talep vardı. Güney Hastanesi babamın yatışı sırasında yeni bir yoğun bakım ünitesi daha açtı, iki ünitenin isimlerini “yeni” ve “eski” yoğun bakım ünitesi diye adlandırdı. Daha çok para kazanmak ve yeni hastaları kabul etmek için babamı iyileşmeden taburcu ettiler.

Aynı sağlık görevlisi ile aramızda geçen konuşmada bana babam taburcu olurken ona rapor yazacaklarını ve oksijen maskesi vereceklerini, oksijene muhtaç olduğunu söyledi. Taburcu olurken ise epikriz bile vermediler, babamın tamamen iyileştiğini söylediler. Telefonla arayıp tekrar tekrar sormama rağmen ısrarla babamın iyileştiğini tekrarladılar.

14 Şubat 2022 Pazartesi günü babamı bana bir bayan sağlık görevlisi gösterdi. O gün kız kardeşim de gelmişti. O bayan sağlık görevlisi (hemşire) babamın artık iyileştiğini ve yakında taburcu edeceklerini söyledi. Ben babamın iyileştiğine sevindim, bu konu üzerinde fazla konuşmadım. Babamın iyice iyileşip eve öyle dönmesini istiyordum.

18 Şubat 2022 Cuma sabahı babamı gidip almamızı istediler. Birkaç saat sonra annem ile oraya gittik. Beni hasta kayıt (vezne) kısmına gönderip taburculuk işlemlerini yapmamı istediler. Gittiğimde bana hastane sözleşmesini imzalatan bayan bir parça kâğıt üzerine bir yazı verdi. Ancak çok korkmuş bir hali vardı, titriyordu. Korkmasına mana veremedim. Yazıyı üst katlarda olan yoğun bakım ünitesine götürdüm. Her zaman orada görevli olan o uzun boylu erkek ve bayan hemşireler bize babamı teslim ettiler. O kâğıt parçasını imzalamamı istediler. Babam tekerlekli sandalyede idi ve altına kaçırdığı kokudan belliydi. Ben imzalamayacağımı söyledim, annem araya girip imzaladı. Epikrizi e-posta adresime göndereceklerini söylediler ve bir kâğıda e-posta adresimi yazmamı istediler, yazdım. Yatıştan taburculuğa kadar başta bu iki hemşire olmak üzere hastalar ile aynı kişiler ilgilendi ve tüm zaman boyunca hiçbir doktor görmedim. Pandemi dönemi olduğu için birçok tıp doktoru hastalardan uzak durmaya çalışıyordu ve ben haftada bir gün oraya uğruyordum. O nedenle doktoru görmemiş olabileceğimi düşündüm, ama o yoğun bakım ünitesi tamamen o birkaç hemşireye teslim edilmişti.

Babamı onu eve götürecek taksiye kadar tekerlekli sandalye ile götürdüler. Babamın ayaklarının tutmadığını, babamın belden aşağısını hissetmediğini babamı taksiye bindirirken fark ettim. Taksi evin önüne geldiğinde babamı taksiden indirmekte zorluk çektik. Girişin üstündeki katta, yani birinci katta ikamet ediyoruz. Babamı o daireye zor çıkardım. Tüm aile babamla iyi ilgilendi. Babam yere basabiliyordu, benim yardımımla adım da atabiliyordu. Ama belden aşağısını büyük oranda hissedemiyordu. Ona hasta bezleri satın aldım.

Ertesi gün, yani cumartesi günü telefonla Güney Hastanesi yoğun bakım ünitesini aradığımda ve epikrizi sorduğumda “epikriziniz hazır, geldiğiniz zaman alırsınız” dediler. Bana e-posta ile göndereceklerini söyledikleri epikrizi göndermemiştiler ve o an farklı konuşmaya başlamıştılar. Babamı düşünüp onlarla tartışmadım, o güne kadarki davranışları hep kabadayı idi. Babamın yürüyemediğini söylemem üzerine iyileşeceğini, uzun süre hareketsiz kaldığı için ayakları tutmadığını söylediler.

Babama her türlü yemeği, hatta kolay yemesi için çorba da verdik. Ancak babamın iştahı yoktu. Ona hastanede yemek verip vermediklerini sordum, yemek olarak yumurta verdiklerini söyledi. Yemek vermişler, ancak babam yemekleri beğenmemiş. Babam yemek seçen biri değildi. Anladığıma göre çok sık olarak yenmeyecek kadar ucuz yemekler vermişler. Faturayı kabartmak için sürekli serum bağlamalarından şüphelendim. Babamı lavaboya götürüp getirdiğimde babam “ben öleceğim” galiba dedi. Hastane ısrarla iyileştiğini söylüyordu. Babama o yoğun bakım ünitesinde çok ölen olup olmadığını sordum. Babam doğruladı, çok ölü vardı. Babam bazen günde birden fazla kişinin öldüğünü söyledi. O gün öyle geçti, annem ve kız kardeşim babamın başından ayrılmadı. Ben kendi odamda bilgisayarın başındaydım.

Gece olduğunda kız kardeşim yanıma geldi ve babamın nefes almakta zorlandığını, acil servisi çağırmamı söyledi. 112’yi aradım ve gelirken oksijen tüpü getirmelerini söyledim. Hastaneye yakın bir yerde ikamet ediyoruz, ambulans 8-10 dakikada geldi. Ambulans gelinceye kadar babam dilini dışarı çıkarmış şekilde nefes alıyordu. Ambulansı karşılamak için sokağa çıktım ve ambulanstaki sağlık görevlisi ile 2-3 dakika içinde geri döndüm. Babam artık nefes almıyordu. Sağlık görevlisi odadan çıkmamızı söyleyip babama kalp masajları uygulamaya başladı. Bir süre sonra komşularla birlikte babamı ambulansa koyup onu T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SBÜ İSTANBUL HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (EK KAMPÜS SULTANGAZİ) acil servisine götürdük. Babama yarım saat kadar kalp masajı uygulandı ve babam sabaha karşı vefat etti. Babamın öldürüldüğünden emindim, ancak Türkiye Cumhuriyeti devleti Yenidoğan Çetesi soruşturmasını açmadan ve iddiaları kanıtlarla desteklemeden önce yapabileceğim bir şey yoktu. Adaletin doğal olarak zamanla geleceğine inanıyordum. Geçmişimde yer alan soruşturmaların sonucunda veya gelecekteki bir soruşturmada, o zamanki düşüncemle bu çete “bardağı taşırdığında” gerçeklerin ortaya çıkacağına inanıyordum ve bekliyordum. Hatta gün sayıyordum.

Güney Hastanesi özel bir hastane olmakla birlikte biraz ufak bir hastane ve geniş imkânlara sahip değil. Birtakım suçlar işleyerek gelirini arttırmaya çalışmış. Babamın yatmış olduğu Güney Hastanesi yoğun bakım ünitesi çalışanı hemşireler de büyük ihtimalle çetenin üyesi. Onların isimlerini hatırlamıyorum. Vefat eden babamı hiçbir şey geri getirmeyecek.

İnovasyon

İnovasyon (günlük dilde yenilik), yeni yaratıcı fikirlerin veya buluşların ticaret, endüstri ve hizmet gibi ekonomik alanlara uygun hale getirilip uygulanmasıdır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/İnovasyon)

İnovasyon, yani yenilik iyi bir eğitim görmüş her insanı heyecanlandıran bir kelime. Ancak yeniliği eksik biliyoruz ve uyguluyoruz. Yenilik denince ilk akla gelen daha önce denenmemiş orijinal bir şey icat etmektir. Yenilik ise ticari yönü olan, yani toplumun hizmetine sunulmuş bir icattır diyebiliriz. Açıköğretim fakültesinde bu dönem sadece iki ders alıyorum ve bunlardan biri de Yenilik Yönetimi dersi. Bol zamanım olduğu için yenilik konusuna yeterince zaman ayırabildim.

Yenilik konusunda söylenecek o kadar çok şey var ki, kitaplara sığmaz. Ama bu kadar heyecan verici bir konuyu ihmal etmemek, bu konuda birkaç kitap okumak gerekiyor.

Her zaman yaptığımı yapıp yapay zekâya yeniliği sordum. Grok:

İnovasyon, genel olarak yeni fikirler, yöntemler veya ürünler geliştirerek mevcut sorunlara daha etkili çözümler üretme sürecidir. Kelime kökeni Latince “innovare”den gelir ve “yenilemek” anlamına gelir. Temel olarak, bir icadın (invention) pratik uygulamaya dönüştürülmesiyle değer yaratmayı ifade eder.

Ana Unsurları:

Yenilik: Mevcut bir şeyin geliştirilmesi veya tamamen yeni bir yaklaşım.
Değer Yaratma: Ekonomik, sosyal veya çevresel fayda sağlaması (örneğin, daha ucuz, daha hızlı veya daha sürdürülebilir bir çözüm).
Uygulanabilirlik: Sadece fikir aşamasında kalmayıp, gerçek hayatta kullanılabilir olması.

Örnekler:

Teknolojik inovasyon: Akıllı telefonların icadı gibi.
Süreç inovasyonu: Üretim hatlarında otomasyon kullanımı.
Sosyal inovasyon: Mikrofinans gibi yoksullukla mücadele yöntemleri.

İnovasyon, iş dünyasında rekabet avantajı sağlar ve ekonomilerin büyümesinde kritik rol oynar.

İstanbul Depremi

17 Ağustos 1999’da saat 03:02’de meydana gelen ve Gölcük merkezli depremde büyük can ve mal kaybı meydana gelmesinden sonra İstanbul’da meydana gelebilecek büyük şiddetli bir deprem konuşulmaya başlandı. Günümüze kadar geçen çeyrek asırlık süreye rağmen halâ beklenen o büyük İstanbul depremine hazır olmadığımız görünüyor. Devlet bazı önlemler alsa da, yetersiz oluyor. Bunun sebebi İstanbul’da yenilenmesi gereken 250 binden fazla binanın olması, yani milyonlarca insanın hayatının tehlikede olmasıdır.

Bugün 2 Ekim 2025 tarihinde saat 14:55’te Marmara Ereğlisinde, Marmara Denizi’nin 18 km açıklarında 5 şiddetinde bir deprem meydana geldi ve İstanbul depremini yine hatırlamış olduk. Depremin çok kısa sürmesi çok büyük bir şans. 6 Şubat 1923 tarihli Kahramanmaraş depremlerinde meydana gelen yıkım ve can kayıpları sonucunda toplumda bir tedirginlik oluştu ve her deprem vatandaşları korkutuyor.

Son birkaç depremi hatırlayacak olursak Balıkesir ve Ankara’da meydana gelen sarsıntılar akla geliyor. 23 Nisan 2025’te Marmara denizinin ortasında 6 şiddetinde bir deprem olmuş ve İstanbul’da hissedilmişti, herhangi olumsuz bir durum yoktu. Aynı şiddetteki deprem Balıkesir’in bir ilçesinde meydana gelince can kayıpları oldu. Balıkesir depreminden bir saat kadar önce de öncül bir deprem meydana gelmişti. Depremlerin kesin tarihini veya saatini belirlemek elimizdeki teknolojiler ile mümkün olmasa da, ben ne olur ne olmaz diye bugünkü depremden sonra bir saat sokakta bekledim. Hava koşullarının henüz kötü olmaması da başka bir şans bizim için.

Çevre illerde meydana gelen depremler İstanbul’da tedirginlik yaratmak için yeterli olsa da en son Marmara (yani İstanbul) depremi 23 Nisan 2025 te meydana gelmişti ve yüzlerce artçı deprem meydana gelmiş, sarsıntılar bir haftadan uzun sürmüştü. Ulusal basın yayın kuruluşlarının 6 Şubat felâketi ile beklenen İstanbul depremi hakkındaki haberleri bir arada verildikleri vatandaşta bir endişe oluşmuştu. Ancak olumlu şeyler de oldu, devletimiz çok sayıda önlem aldı. Depreme hazırlıklı bir şekilde beklemeye başladı. Bazı binalar yenilendi, diğerlerindeki hasarlar belgelendi. Yani boş durulmadı, bir şeyler yapıldı.

Kahramanmaraş’a nazaran daha sık yerleşmiş olan binalar İstanbul’da büyük bir yıkım olması halinde sorun çıkarabilir. Sadece bir uzmanın değil, neredeyse her uzmanın öncelikli olarak belirttiği hususlardan biri binaların yıkılması halinde yolların kapanacak olması ve ambulansların, kurtarma ekiplerinin müdahalesinin çok gecikecek olmasıdır. Bu nedenle vatandaşların kendileri alacakları önlemler de büyük önem taşımaktadır. Bir gün Ankara’da, diğer gün Balıkesir’de, Tekirdağ’da … meydana gelen depremler bizi deprem gerçeğine alıştırsa da alışmak iyi bir şey değil, her zaman depreme hazır olmalıyız. Önlemlerimizi almalıyız.

23 Nisan 2025 tarihli Marmara depreminden sonra uzmanlar çelişkili açıklamalar yaptılar. Bazıları daha beteri olacak diye neredeyse yemin ettiler, deprem bitti ve başka deprem olmayacak diyenler de onlar kadar kesin konuştu. Dolayısıyla hem deprem olma ihtimali ile yaşadık, hem toplum paniğe kapılmaktan kurtuldu.

Düşündüğüm zaman ben de bir tereddüt içinde kalıyorum. Evet, önlemler alındı ve alınıyor. Devletimiz de her türlü müdahaleye hazır. Ama Kahramanmaraş’taki gibi bir deprem 16 milyon nüfuslu İstanbul’da ve onun dar sokaklarında meydana gelirse nasıl bir manzara oluşacağını tahmin edemiyorum.

Statik Proje Tasarımı

İnşaat Mühendislerinin genel olarak iş bulma potansiyeli ile başlayalım. İnşaat Mühendisleri Odası’nın bir basın açıklaması var: “TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun, Türkiyede İnşaat Mühendisleri Gerçeği: İş, İstihdam ve İşsizlik` raporu hakkında yaptığı basın açıklaması.” O basın açıklamasında inşaat mühendislerinin durumu vahim. Statik proj tasarımı her inşaat mühendisinin yapmak istediği, kulağa hoş gelen bir görev. Ama şöyle bir düşünelim, bazı mühendisler bir binanın statik proje tasarımını 2 saat kadar kısa bir sürede yapmaktadır, bir binayı inşa etmek ise aylar bazen yıllar sürüyor. Her inşaat mühendisi 5 adet şantiye yönetebiliyor. Böyle bir durumda piyasada fazla mühendise ihtiyaç olmuyor, zaten bir avuç inşaat mühendisine tüm işleri yaptırıyorlar.

Statik Proje Tasarımları nispeten az sayıda şirket tarafından yapılıyor, çünkü bu iş az sayıda mühendis ile yapılabiliyor. Son çeyrek asırdaki bilgisayar programları sayesinde statik proje tasarımları mühendis olmayan (tekniker, teknisyen) kişiler tarafından da yapılabilmektedir, mesleki teknik okullarda konu ile ilgli eğitim verilmektedir. Her işte olduğu gibi statik proje tasarımında da işlerin kalitesi ve ücreti yerden yere değişmektedir.

Birkaç katlı konut tipi yapıları yerli paket programlar ile tasarlıyorlar, bunların tamamlanma süresi (çizim paftaları ve rapor dahil) 2 saate kadar kısa bir süreye düşebiliyor. Bazı kamu binalarının betonarme yapı statik proje tasarımı ise bir diğer yerli paket program ile yapıldığı oluyor. Ancak sivil olsun, kamu olsun önemli binaların tasarımını isim yapmış şöhretli proje tasarım firmalarına veriyor. O şirketlere girmek de son derece zor. O şirketler çoğunlukla yabancı markaların bilgisayar programları ve kendi bünyelerinde geliştirdikleri programlar ile çalışmaktadır.

Statik Proje Tasarımı konusunda hem bilgim hem tecrübem var. Ancak bu yazıyı teknik bilgilerimi paylaşmaktan ziyade bir uyarı yapmak istediğim için yazdım. Yeni mezun ya da mezun olacak arkadaşların çok az bir kısmı statik proje tasarımcısı olacak. Ancak her inşaat mühendisinin statik proje tasarımını iyi bilmesi gerektiğine inanıyor. Tasarımı iyi bilen, uygulamayı da daha bilinçli yapacaktır.

Unutmadan söyleyeyim, isim yapmış firmalarda öyle 2 saatte falan proje yapılmıyor. O işler aylarca, yıllarca sürüyor. Tabi ki bu projenin çapına ve önemine bağlı.

Sosyal Medya Araçları ile Dolandırıcılık

Geçen yıl YouTube’da müzik dinlerken çıkan reklâmlarda dolandırıcıların tuzaklarını gördüm. Tanınmış kişilerin görüntülerine yapay zekâ veya başka yollar ile konuşmalar eklemiştiler. Aslında küçük olmayan (6-8 bin TL) yatırımlar ile kısa sürede büyük kâr elde etmeyi vaad ediyorlardı. Ben her gün saatlerce YouTube’daydım ve dolandırıcıların bu tür sahte reklâmları karşıma çok çıkıyordu.

Dolandırıclar tuzaklarında tanınmış iş insanlarını ve ülkemizin en ünlü holdingilerinin isimlerini kullanıyorlardı. Dolandırıcıların sistemi şu şekilde işliyordu,

  1. Öncelikle YouTube ve Facebook gibi sosyal medya sitlerinde ünlü kişilerin sahte konuşmalarıyla büyük kârlar vaad ediyorlardı.
  2. O reklâmlar bir takım sahte sitelere bağlanıyordu. Sahte siteler ülkemizin en ünlü şirketlerinin resmi sitelerinin bir çeşit taklitleri idi. Sitelerin çoğu domainleri akılda tutulamayacak kadar garip isimli idi. O sitelerdeki formları dolduran kurbanlar dolandırıcılara kişisel bilgilerini vermiş oluyordu.
  3. Sahte siteler ve domainleri Cuma günleri öğleden sonra başka şekle giriyor ve izini kaybettirmeye çalışıyordu, aynı saatlerde başka domain ile yeni sahte siteler açılıyordu.
  4. Devamını tam bilmiyorum, ama sanırım dolandırıcılar aldıkları iletişim bilgileri ile kurbanlarını telefonla arayıp dolandırıyormuş ve hatta tehdit ediyormuş.
  5. Tanınmış isimlerden sonra sıradan insan görüntüleri ile, fakat bu sıradan insanlar ile birlikte mabedlerin, dini mekânların ve kitapların görüntülerini kullanarak dolandırıcılık yapmaya devam ettiler, sanırım insanlar artık sahte ünlü görüntülerine kanmıyordu.

Dolandırıcıların reklâmları ve kullanılan holding isimleri çok olmakla birlikte bunlara sadece bir örnek olarak aşağıdaki görüntüyü verebilirim.

Çok tanınmış kişilerin isimleri kullanıldığı için ve dolandırıcılık yöntemi çok karmaşık olmadığı için hemen yakalanacaklarını düşünüyordum, holdingler ve kullanılan isimler ise aylardır mağdur idi. Geçen günlerde, yani olay başladıktan belki de bir sene sonra şüpheliler yakalandı. Olayla ilgili ayrıntıları gazetelerden okudum ve sorunun ne olduğunu anladım. Haberi birkaç gazetenin internet sitesinden okudum. Yakalanan şüpheli sayısı yetmişin üzerinde, yakalandıkları şehirlerin sayısı çok ve dolandırıp kripto paraya yatırdıkları meblâ 500 milyon ABD Dolarının üzerinde. Olayın boyutu nedeniyle sorun üç günde çözülemedi, soruşturma görevlilerinin daha uzun çalışması gerekti. Ancak olaylar netleşince hem mağdurlar hem toplum akıllarındaki sorulara cevap buldu.

Maalesef konu kapandı derken son birkaç aydır yine sahte reklâmları, yani dolandırıcıların tuzaklarını görmeye devam ettim. Şüpheliler yakalanmış olsa da yayına koydukları YouTube reklâmları halâ yayında. Karşınıza meselâ ülkemizin en tanınmış mühendisininin sahte görüntüleri çıkarsa şaşırmayın.

Bilişim Suçları ve Bilişim Hukuku

20. yüzyılın ikinci yarısında bilgisayarlar ve bilişim teknolojilerinde çok hızlı bir gelişme meydana geldi. Bu teknolojilerden biri de günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olan internet. İnternet hayatımızı çok kolaylaştırdığı gibi, bazı problemleri de beraberinde getirdi. Bilinen birçok suç türü internet kullanılarak işlenmeye başlandı. Klasik hukuk kuralları bu gelişmeler karşısında yetersiz kaldı ve bu açığı kapatmak için Bilişim Hukuku oluşturuldu. Bilişim Hukuku birçok mevcut yasada serpiştirilmiş halde bulunduğu gibi, doğrudan internet ve bilişim ile ilgili kurallardan oluşan yasalar da var.

Bilişim Hukuku, suçlardan ve suçlulardan korunmak amacıyla öğrenilmesi gereken bir konudur. Zira Bilişim Hukuku’nda bilişim suçlarının türleri ve yöntemleri hakkında da bilgi verilmiştir. Mağduru olmadan bilmediğimiz bu suçların tarifleri Bilişim Hukuku kitaplarında anlatılmıştır.

15-20 yıldır sosyal medyayı kullanıyorum. Blog siteleri de kurdum, ancak onlara yeterince zaman ayıramadım. Çoğunu sonradan bakımsız kaldıkları için sildim. İnternette başta fotoğraflarım olmak üzere her türlü kişisel bilgimi kopyalayan suçlular benim adımı kullanarak suçlar işlemişler. Bunların başında yasadışı bahis oynatmak, iddia kuponu satmak ve dolandırıcılık var. Bunlarla ilgili soruşturmalar ve davalar nedeniyle maddi ve manevi zararlara uğradım. Sözünü ettiğim suç türleri son zamanlarda çok yaygınlaşmış olan “kimlik hırsızlığı” ve “kişisel verilerimin izinsiz kullanılması” suçlardır. İnternette dolaşırken bu tür suçlulara rastlamak o kadar doğal oldu ki, toplum alışılması güç olan bu tür olaylara bile alışmaya başladı.

Gün geçmiyor ki televizyon haberlerinde veya gazetelerde dolandırıcılık ve kimlik hırsızlığı konularında işlenen suçlarla ilgili haberler çıkmasın. Bu tür suçlar çok yaygın olduğu için, öyle tahmin ediyorum ki, bu konular ile ilgili milyonlarca soruşturma ve dava var. Bunlar çok zaman almakla birlikte suçlular er ya da geç cezalarını çekiyorlar. Bu sadece biraz zaman alıyor. Kimlik hırsızlığı ile de ilgili çok sayıda yakalanmış şüpheli haberi de çıkıyor.

Birçok ticari firma ve devlet kurumu da dolandırıcılar ile ilgili bilgilendirme yapmaktadır ve vatandaşlardan “bilgi veya online ödeme” almadıklarını açıklamaktadır. İnternet ve telefonlarla yapılan dolandırıcılık o kadar yaygın hale gelmiş ki, kimin ne zaman dolandırıcıların hedefi haline geleceği belli değil.

Dolandırıcılar benim kimlik bilgilerimi kullanarak bir takım alışverişler yapmışlar, beni türlü türlü şekillerde borçlu gösterip hakkımda icra dosyaları açılmasına neden olmuşlar. O dosyalara itiraz etsem de, bir türlü kapanmıyorlar. Şimdiye kadar dolandırıcıların sebep olduğu icra dosyalarına kuruş ödemedim. Ancak icra takibi için arayan hukuk büroları huzurumu bozuyor. Olur da maddi bir zarara uğrarsam, kaybettiğim paranın yirmi katını suçluyu bulup paramı tahsil etmek için vereceğim. Hiç kimsede benim kuruşum kalmaz.

Dolandırıcıların sizin adınıza açılmasına sebep olduğu icra dosyalarında icra takibini durdurma kararı alınsa bile, alacaklı firmalar bu tür icraların takibini bir takım tahsilât firmalarına yönlendirmektedir. Böylece seneler sonra da bu tür tahsilât firmaları tarafından huzurunuz bozulmakta, birikmiş faizle o paraları sizden almak için türlü türlü konuşmalar yapılmaktadır. O tahsilât firmaları SMS’ler göndererek veya telefonlar ederek huzurunuzu bozmakta, siz ne kadar korkarsanız sizden o kadar para koparabilmektedir. Yani ödeyeceğiniz rakam, eğer ödemeye karar verirseniz, sizin korkunuzla doğru orantılı bir rakamdır. Bir diğer konu da internetteki bazı şikâyet sitelerinde birçok kişinin korkup da borçları olmadığı halde ödeme yaptığı hakkındaki yazılardır.

Dolandırıcılık suçu genellikle tehdit suçuyla birlikte işleniyor. Kimlik bilgilerimi çalanlar, internette hakkımda türlü türlü yayınlar yapanlar ve suçlar işleyerek üzerime atanlar ister bir adi suç bataklığının, ister siyasi bir bataklığın parçası olsunlar fark etmez. Beni korkutamazlar, ihbar ve şikâyetlerime devam edeceğim. Suçlular er ya da geç cezalarını çekecek.

Kimlik avı, hackerların yalan vaatlerde bulunarak (indirim, hediye, …) hedef kişileri kandırmaları veya başka yollar ile parola, kimlik bilgileri gibi değerli bilgileri çalmalarıdır. Bu dolandırıcılık yöntemine phishing veya oltalama denmektedir. Dolandırıcı sizin kimliğinizin kopyesini ele geçirse bile, daha fazla bilgi için sizi bir şekilde rahatsız edecektir, çünkü bu tür dolandırıcıların ilk hedefi bankalar. Sizin hesaplarınızı boşaltmak ya da sizin adınıza banka kredisi almaya çalışıyorlar. En büyük vurgunu bankalarda yapıyorlar. Yaptıkları diğer dolandırıcılıklardan bazen can yakıcı, ama bazen de çok düşük miktarda para götürüyorlar.

On senedir dolandırıcıların hedefi ve mağduruyum. Düşündüğüm zaman karşılaştığım ilk vaka Yapı Kredi Bankası’nda meydana gelmişti. 2016 yılında vadesiz hesap açmaya gittiğim İstanbul Şişli Perpa Ticaret Merkezi Şubesi’nde banka görevlisi benim kimlik bilgilerimle hesap açıldığını, ancak o hesabı açanın fotoğrafı ile benim dış görünüşümün uyuşmadığını söyledi ve beni kovdu. Bu mesele çözülmeden gelme dedi. Bir iki saat içinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvurmuştum. Vadesiz hesap açmak için aynı binadaki ING Bank Şubesi’ne de gittiğimde orada bir olay olup olmadığını sordum. Hayatımda hiç gitmediğim Antalya Konyaaltı Şubesi’nde birisi kimliğimin sahte fotokopisi ile 100 bin TL’lik çek bozdurmaya kalkıştığı söylendi.

Daha önce de belirttiğim gibi dolandırıcılar bir şekilde kimlik bilgilerinizi ele geçirdiklerinde ilk hedefleri bankalar olmakla birlikte, bankalar zaten o konunun uzmanı oldukları için kolay kolay başarılı olamıyorlar. Ancak bir kredi çekmeyi başardıklarında o krediyi size ödetiyorlar, ödemezseniz sonunuz hapishanede oluyor. Peki bu dolandırıcılar ve siber suçlular bankaları dolandırmak yerine başka neler yapabilir, hiç düşündünüz mü? Konu hakkında bir fikir sahibi olmanız için işleyebilecekleri suç türlerinden birkaç örnek vereceğim,

  1. Sizin adınıza rızanız ve bilginiz olmadan telefon hatları alabilirler ve o telefon hatlarını kötü amaçla kullanabilirler,
  2. Sahte nüfus cüzdanı üretebilirler ve o sahte nüfus cüzdanını kötü amaçlarla kullanabilirler. Yeni çipli kimlik kartlarınızı bir an önce almanızı tavsiye ederim.
  3. Sizin adınıza trafik cezası bile alabilirler. Sahte nüfus cüzdanını göstererek ehliyetsiz araç kullanma trafik cezası v.b. alabilirler,
  4. İnternette güvenlik önlemleri yetersiz olan, yani önce malı teslim edip sonra ödeme isteyen bir takım firmaları dolandırıp borcu sizin üzerinize yıkabilirler,
  5. Bir adreste ikamet edip elektrik faturasını sizin üzerinize yıkabilirler,
  6. Paralı televizyon kanallarını izleyip faturayı sizin üzerinize yıkabilirler, adınıza icra dosyası açılmadan önce ruhunuz bile duymaz,
  7. Kimlik bilgilerinizi çaldıktan sonra internette tuzak kurup bir takım eşya ve hayvanlar satıp ödemeleri aldıktan sonra malı teslim etmeyebilirler, yani sizin adınızı kullanarak yalan sözleşmelerle dolandırıcılık yapabilirler,
  8. Bu tür suçlular kimlik bilgilerinizi çoğaltıp izlerini kaybettirmek için kimlik ve kişisel bilgilerinizi internette çok yerde, özellikle sosyal medyada yayınlayabilirler,
  9. Bu tür ve genel olarak sorun yaşadığınız diğer suçlular sizi paraya muhtaç göstermek için, yani suçu üzerinize daha kolay yıkmak için iş hayatınızı bozmak isteyeceklerdir. Sizi işsiz bırakmalarının en kolay yollarından biri de sizin izniniz ve bilginiz olmadan sizin adınıza kumar, iddia kuponu v.b. siteleri açmalarıdır. İnternette bu tür siteler ve sosyal medya profilleri olması halinde işverenler sizi işe almazlar veya işten çıkarırlar,
  10. Bir diğer nokta da sizin kendinizin doğrudan dolandırıcıların hedefi durumunda olmanızdır. Böyle bir durumda 0850 veya oturduğunuz bölgeden başka bölgenin telefon kodu ile başlayan telefon hatlarından aramalar başlayacaktır. Bu hatların bir adresi yok, internette kayıtlı numaralar veya sokak telefonları bunlar. Birçok ticari kuruluşun 0850 ile başlayan müşteri hizmetleri hatları olsa da, bu tür hatlar dolandırıcılar tarafından da kullanılmaktadır. Umarım bir soruşturma durumunda benim telefon hattıma gelen bu tür aramalar da araştırılır.
  11. Dolandırıcılar sizi telefonla aramaya başladığı zaman tüm aileniz hedef durumuna düşebilir. Aynı telefon aramaları diğer aile fertlerinize de gelmeye başlayabilir, hatta bu kesin bir şey diyebilirim.
  12. v.b.

Bu tür suçlar işlendiğinde olaylarda sizin adınız geçtiği için ilk tutuklanıp ifadesi alınacak olan siz kendiniz oluyorsunuz. Bu nedenle çok dikkatli davranmanızı tavsiye ederim. Ne yazık ki günümüzde artık herkes herkesin TC Kimlik numarasını ve kişisel bilgilerini öğrenebilmektedir. Alışveriş yaptığınız yerlerden veya bilgilerinizi paylaştığınız başka yerlerden bilgilerinizin çalınma ihtimali var. Ancak siz her şeye rağmen hiç bir tedbiri elinizden bırakmayın, dikkatli olmaya devam edin.

Üniversite mezunu iseniz iş ararken bitirdiğiniz önemli kursların ve başarılarınızın bir takım sertifikalarını, belgelerini internette yayınlamak isteyebilirsiniz. Bu hatayı yapmayın, kişisel bilgilerinizi ve kimlik bilgilerinizi gösteren herhangi bir belge yayınlamayınız. Zira suçlular hapisten kaçmak için her türlü yazınızı internette çoğaltacaktır, internette yüzlerce yayınla karşı karşıya kalabilirsiniz. Ayrıca kime ne zaman hangi belgeleri verdiğinizi de unutmayınız, her ihtimale karşı hatırlayınız. Saygın kurumlarda sorun çıkmayacaktır.

Bu tür dolandırıcılar ile yaklaşık on yıldır sorunlar yaşıyorum, sosyal ve ekonomik olarak mağdur oldum. Yukarıda yazdığım dolandırıcılık yöntemlerinin yüzde doksan dokuzunun mağduruyum. Öğrendiğim ilk günden beri sürekli ihbar ve şikâyetlerde bulunsam da yakalananların sayısı çok az, ama sıfır değil. On yıldır beni mağdur ederek bu tür suç gelirlerinin sahibi olan suçlular izlerini kaybettirdiler ve hiç bir zaman ceza almayacaklarını sanıyorlar. Oysa soruşturma dosyalarının neredeyse “devamlı arama kararı” var. Onları buluncaya kadar arayacaklar, ben de onların izini sürmekten hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim. Zira bana çok zaman ve para kaybettirdiler, hatta iş hayatımı bozdular diyebilirim.

Sizi kötü durumlara düşüren, ekonomik ve sosyal hayatınızı bozan, insanların size şüphe ile bakmasına neden olan ve çoğu zaman ailenize de saldıran bu tür suçlulara kızıp öldürmek isteyebilirsiniz. Bunu yapmayın. Onları mahkemelere bırakınız, hapis yatmaları yeterli olacaktır. Hapis cezası küçümsenecek bir ıslah etme yöntemi değildir. İnanın yeterli olacaktır. Ancak şikâyetçi olmaktan vazgeçmeyin, sizin başınıza gelenler başkasının da başına gelmesin. Zira sizin başınıza gelenler de çok kötü bir şeyler olacaktır.

Cevat Çalışkan

20/10/2024 – İstanbul